Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
10 Temmuz 2024 Çarşamba
19 Temmuz 2023 Çarşamba
ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI HAYATI
https://www.facebook.com/erzurumluismailhakki/
ERZURUML İBRAHİM HAKKI HAYATI
Erzurumlu İbrahim HakkıErzurumlu İbrahim Hakkı, 18 Mayıs 1703 yılında Erzurum'a bağlı Hasankale'de dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlarda annesini ve daha sonra babasını yitiren İbrahim Hakkı, bir süre amcasının yanında kalmış, bu süre içinde eğitimine devam etmiştir. 1747 tarihinde İstanbul'a gelerek Sultan I. Mahmut ile görüşmüştür. Yeniden Erzurum'a dönen İbrahim Hakkı, sürekli olarak dinî ve bilimsel konularla ilgilenmiş ve 1780 yılında rahatsızlanarak aynı yılın 22 Haziran günü vefat etmiştir.
Manzum ve düz yazı toplam on beş eser yazmış olan İbrahim Hakkı'nın en önemli eserleri Divan ve Marifetname'dir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı, astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji, ve din ile ilgili pek çok bilimsel çalışmalar yapmıştır. Tasavvufî konularla birlikte, fen bilimleri hakkında da geniş bilgileri kapsayan Marifetname adlı eseri, ansiklopedik bir özellik taşımaktadır. 1757'de tamamlanan Marifetname, yalın ve halkın anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Yazarın söylediğine göre, Marifetname 400 kitaptan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitapta ilk defa bir alim tarafından güneş sistemi ('hey'et-i cedide') anlatıldı.
Eserleri
Tuhfet-ül Kiram
Nuhbet-ül Kelam
Meşarık-ül Yuh
Sefine-i Nuh
Kenz-ül Futuh
Definet-ür Ruh
Ruh-üş Şuruh
Urvet-ül islam
Heyet-ül İslam
İlâhî-nâme (Divan)
Marifetnâme
HZ. ELYESA(AS) IN HAYATI
https://www.facebook.com/hzelyesaninhayati/HZ. ELYESA(AS) IN HAYATI
Benî İsrâîl peygamberlerindendir. Çocukluğunda şiddetli bir hastalığa yakalanmış ve İlyâs -aleyhisselâm-’ın duâsı bereketiyle şifâ bulmuştur. Bundan sonra, Hazret-i İlyâs’ın yanından hiç ayrılmamış ve O’ndan Tevrât’ı öğrenmiştir.
Elyesa’ -aleyhisselâm- da, azgın Benî İsrâîl kavminin ıslâhı için çok uğraştı. Bazen kendisine tâbî oldular, zaman zaman da muhâlefet ettiler.
Kur’ân-ı Kerîm’de iki âyet-i kerîmede kendisinden bahsedilmektedir:
“(Ey Rasûlüm!) İsmâîl’i, Elyesa’yı, Zülkifl’i de hatırla! Hepsi de en hayırlı kimselerden idi.” (Sâd, 48)
Âyet-i kerîmede “hatırla” diye buyrulması, bu peygamberlerin de Allâh’ın dînini yaymak husûsunda takdîre şâyân bir şekilde sarf ettikleri gayret, fedâkârlık, sabır ve sebatlarının tefekkür edilmesine mebnîdir.
ALEMLERE ÜZTÜN KILINAN PEYGAMBER
Elyesa’ -aleyhisselâm-’la alâkalı diğer âyet-i kerîme şöyledir:
“İsmâîl’e, Elyesa’ya, Yûnus’a ve Lût’a da hidâyet (peygamberlik) verdik. Hepsini âlemler üzerine üstün kıldık.” (el-En’âm, 86)
Peygamberliği esnâsında kavmindeki kabîleler arasında devletin başına geçip idâreyi ele alma yarışı başlamıştı. Bunlar, Hazret-i Elyesa’ -aleyhisselâm-’ı dinlemeyip birbirlerine düştüler. Fitne, kavga ve çekişmelerin sonu gelmez oldu. Bunun üzerine Allâh Teâlâ, onlara Âsur Devleti’ni musallat etti. Netîcede kendi yaptıkları kötü amelleri yüzünden rahmetten uzak düştüler ve Âsurlulara yenilip zelîl ve perişan oldular.
HZ SALİH(AS) IN HAYATI
Hz. Adem’in (a.s.) 19. kuşaktan torunudur. Kur’an-ı Kerim’de adı 8 defa geçer.
Hz. Salih (a.s.) dağları ve yüksek kayaları oyarak inşa ettikleri görkemli evlerle ünlü Semûd Kavmi’ne peygamber olarak gönderildi.
Salih Peygamber kavmin içindeydi. Ticâretle meşgul olur, el emeği ile geçinirdi. Hz. Salih (a.s.) gerçekten tâzim ve hürmete lâyık bir insandı. Kavmi, kendisini dürüstlüğü, iyiliği ve kabiliyeti sebebiyle çok severdi. Gelecekte kendisinden çok şey bekliyorlardı. Hatta O’nu kendilerine hükümdar yapmak niyetindeydiler. Fakat Allah Hz. Salih’e (a.s.) peygamberlik verdi.
Kayaların içini oyarak ihtişamlı, sağlam evler yapan Semud Kavmi bödürlendi, puta tapmaya başladı. Salih Peygamber kavmini hidayete davet etti fakat kendisinden bir mucize istedi.
Allah, Semud Kavmi’ne mucize olarak bir deve gönderdi. Deve kayanın içinden çıkıp Yaradan’ı tesbih etti. Devenin sütü hiç bitmedi ve sütü içenlere şifa oldu. Fakat Semudlular kendilerine denemek için gönderilen Salih Peygamberin devesini öldürdüler.
Salih Peygamber’in hidayete davet gayretleri sonuç vermedi ve azgın kavim korkunç bir ses ve zelzele ile helak olup gitti.
Hz. Salih (a.s.) kendisine inanan 120 kadar kişi ile Mekke‘ye göç ettiği ve kabrinin Mültezem ile Makam-ı İbrâhim arasında olduğu nakledilir. Bir diğer rivayete göre ise Hz. Salih (a.s.) vefat edinceye kadar Filistin’de Remle yakınlarında yaşadı.
Azgınlık ve taşkınlıkları sebebiyle zelzelelerle kökünden sarsılan Semûd Kavmi’nin Peygamberi Hz. Salih’in -aleyhisselam- ayrıntılı hayatı
HZ. NUH’UN (A.S.) KISACA HAYATI -
https://www.facebook.com/hznuhunhayati/
HZ. NUH’UN (A.S.) KISACA HAYATI -
Hz. Nuh (a.s.) Kısaca Kimdir?
Kur’an-ı Kerim’de adı 43 defa geçer. Kur’an’da 71. surenin adı Nuh Suresi’dir. Nûh (a.s.) Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadîs-i şerîflerde mühim bir yer işgâl eden Ülü’l-azm (En yüksek derecedeki) peygamberlerdendir. Hz. İdris’e (a.s.) tabi olan salih zatların vefatından sonra bazı insanlar bu salih kişilerin putlarını yaptı, daha sonra bu putlara tapmaya başladılar. Hz. Nuh (a.s.) puta tapan kavme Allah’ın dinine dönmeleri için gönderildi fakat kavminden kendisine çok az kişi iman etti. Nuh’un (a.s.) oğullarından biri de iman etmeyenler arasındadır.
950 sene kavminin hidayet etmesi için uğraşan Nuh (a.s.) sonunda Cenâb-ı Hakk’a acziyetini arz etti ve Hz. Nuh’a (a.s.) “insanlığın ikinci atası” denilmesine sebep olan “Nuh Tufanı” başladı. Nuh Tufanı’ndan önce Allah Teâlâ, Hz. Nuh’a (a.s.) bir gemi yapmasını emretti. Yapılan geminin üç katlı olduğuna, iki veya dört senede tamamlandığına ve içinde ateş yakılarak buharla çalıştığına dâir rivâyetler vardır. Rivâyete göre gemiye iman eden 80 kişi gemiye bindi. Ayrıca hayvanlardan birer çift gemiye alındı. Âlimlere göre Nuh Tufanı’nın başlaması ile yeryüzünün her tarafı sularla kaplandı. Tufanın 6 ay sürdüğü rivayet edilir. İlâhi bir emir ile sular çekildi ve gemi 10 Muharrem Aşure günü Cudi Dağı’na indi.
Kur’an-ı Kerîm’de Hz. Nûh (a.s.) çok şükreden ve sabır gösteren bir kul olarak zikredildi. Onun bir başka özelliği de kâfirlere karşı çok sert davranmasıdır. Nuh (a.s.) çobanlık ve ticaret ile uğraştı. Marangozcuların, denizcilerin piri kabul edilir. 950 senesini kavmini davet ile geçiren Nuh’un (a.s.) 1300 sene yaşadığı söylenir. Bir rivayete göre kabri Mekke’de Mescid-i Harâm’da, Mültezem ile Makām-ı İbrâhim arasında diğer rivayetlere göre ise Kerek, Cizre veya Necef’tedir.
En uzun yaşayan peygamber Hz. Nuh’un (a.s.) ayrıntılı hayatı…
İslamda Recm Taşlayarak Öldürme Cezası Varmıdır
https://www.facebook.com/islamdarecmtaslayarakoldurmevarmiKURAN-I KERİMDE RECM (TAŞLAYARAK ÖLDÜRME) AYETLERİ MÜSLÜMANIN MÜSLÜMANI TAŞLAYARAK ÖLDÜRMESİ DEĞİL KAFİRLERİN MÜSLÜMANLARI TAŞLAYARAK ÖLDÜRMESİ TEHTİDİ HAKKINDADIR. İŞTE O AYETLER
Hud suresi (91. AYET) ‘’Dediler ki: Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf (âciz) görüyoruz! Eğer kabilen olmasa, seni mutlaka taşlayarak öldürürüz. Sen bizden üstün değilsin.’’
Bu ayette görüldüğü gibi Şuayp(as)ın kafir olan kavmi onu ve ona inananları recm atmekle tehdit etmektedirler. Bu ayetten Müslüman zina yaptığı zaman Müslümanlar tarafından recm ediler manası çıkar mı? Allah aşkına gelelim 2. ayete
AYET:( Yasin Suresi 18) ‘’ (Bunun üzerine onlar:) Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun sizi taşlarız. Ve bizden size mutlaka fena bir kötülük dokunur, dediler’’
Sayın okurlarım Allah aşkına söyleyin bana bu ayetlerde zina eden müslümanı recm edin emri var mıdır.
ZİNA YAPANLAR HAKKINDAKİ AYETLER.
Şimdi zina yapanların cezasının ne olduğunu bildiren şu ayete bakalım.
AYET:(Nur.2)”Zina eden erkek ve zina eden kadından her birine yüz sopa vurun. Allaha ve Ahiret gününe inanıyorsanız.Allahın indinde ona acıyacağınız tutmasın(sayıyı mutlaka yüz yapın.)Müminlerden bir kısmı da cezaya şahitlik yapsın.”Şimdi bu ayette recm cezası yok değil mi? Peki evli bekar ayırımı var mı? O da yok. Peki kadın erkek ayrımı var mı? O da yok, yok ama bizimkiler Allahın vermediği cezayı verecekler. Kafaya koydular.
İşte başka bir ayet.
AYET:( Nisa-15)’’ Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin.Eğer şahitlik ederlerse, o
kadınları ölüm alıp götürünceye kadar, yahut Allah onlara bir yol gösterinceye kadar evlerde hapsedin.’’
Bu ayette bir kadının zina ettiğine dair 4 kişi şahitlik ederse ancak o zaman ömür boyu hapis verilir nerede ev de hapsedilir. Hani nerede recm edip öldürme nerede? Yok.
Sayın okurlarım Nur suresi 2. ayette eğer bir kadın ile erkek zina ederse onlara 100 er değnek vurun. Örnek olması için toplumun içinde döğün . Zina kadını 4 kişi gördüyse yani alenen fuhuş yapıyor ise yani … kadın oldu ise ömür boyu hapsedin. Bundan başkla mana çıkar mı?
Allah(CC) aşkına
HZ ÖMERE ATILAN İFTİRA
Bu ayetin hükmünü Hz.ömerin şu sözü kaldırıyor; diyorlar.Abdullah B. Abbas Hz Ömerin minberde şöyle dediğini iddia etmiştir.” İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)anlatıyor:"Hz. Ömer (radıyallahu anh)'i hutbe verirken dinledim. Şöyle demişti:"Allah Teâla Hazretleri Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'i hak (din ile) gönderdi ve O'na Kitab'ı indirdi. Bu indirilenler arasında recm âyeti de vardı! Biz bu âyeti okuduk ve ezberledik. Ayrıca, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zinâ yapana recm cezasını tatbik etti, ondan sonra da biz tatbik ettik. Ben şu endişeyi taşıyorum:Aradan uzun zaman geçince, bazıları çıkıp: 'Biz Kitabullah'da recm cezasını görmüyoruz.' (deyip inkâra sapabilecek ve) Allah'ın kitabında indirdiği bir farzı terkederek dalâlete düşebilecektir. Bilesiniz, recm, kadın ve erkekten muhsan olanların zinâları, delil veya hamilelik veya itiraf yoluyla sübut bulduğu takdirde, onlara tatbik edilmesi gereken Kitabullah'da mevcut bir haktır. Allah'a kasemle söylüyorum, eğer insanlar: 'Ömer Allah Teâla'nın kitabına ilâvede bulundu.' demeyecek olsalar, recm âyetini (Kitabullah'a) yazardım." [Buhârî, Hudud 31, 30, Mezâlim 19, Menâkibu'l-Ensar 46, Megâzi 21, İ'tisâm 16; Müslim, Hudud 15, (1691); Muvatta, Hudud 8, 10, ( 823, 824); Tirmizî, Hudud 7, (1431); Ebu Dâvud, Hudud 23, (4418).]
Aman Allahım baştan sona felaket.Din düşmanlarına tam malzeme; Başta şu ayeti inkar var.
AYET:(Enam.38)”Biz bu kitapta herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık nede fazla bıraktık” Allah(cc) biz Kuranda hiçbir şeyi eksik bırakmadık buyuruyor.
Bunlar Hz Ömeri kullanarak diyorlar ki hayır eksik bırakıldı. Recm kurana konmadı. ki buda yanlış Kuranda recm ayetleri var ama onların istediği gibi değil. müslümanın müslümanı taşlıyarak öldürmesi değil
kafirlerin peygamberlere ve müslümanlara taşlarız sizi tehdid olarak var
KURAN-I KERİMDE RECM AYETLERİ VARDIR.
AYET:(Hud.91)Şöyle dediler: “Ya Şuayb, senin söylediklerinin çoğunu biz anlamadık! Ve gerçekten biz, seni içimizde zayıf görüyoruz. Ve senin rahtın (sana destek olan gurubun) olmasaydı mutlaka seni taşlardık. Ve sen, bize karşı üstün değilsin.”)
AYET:(Yasin-18)’’Dediler ki: “Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur.”
Bu iki ayet Kuran-ı kerimde recm ayeti olduğuna açık delildir. Bu sözü Hz Ömer söylemedi iftira atıyorlar da hadi diyelim ki söyledi. Orda biz o ayeti ezberledik anladık diyor; yani çoğul kullanıyor.Madem ki başkaları da biliyordu onlar niçin söylemediler evet Hz Ömer vahiy katibi idi. Ama ondan başka vahiy katipleri vardı.(hz Ebu Bekir, Osman B. Affan ,Ali B.Ebu talib, Zübeyr, B. Ubeyy, Zeyd ,Muhammet B. Seleme) Bunlarda vahiy katibi idi bunlarında tasdik etmesi gerekmez miydi? Yok ne tasdik, ne inkar, hiçbir şey yok. Çünkü Hz .Ömerin böyle bir sözü yok. Kaldı ki kendisi vahiy katibi olan bir insan bunu Kurana eklemez miydi hadi diyelim eklemedi öteki vahiy katipleri eklemezmiydi. yok, yok ,yok ,neresinden bakarsanız bakın sakat.Bir de demezler mi ki Hz Ömer hutbede bunu söyledi kimsede itiraz etmedi. Gülmek mi lazım ağlamak mı?. Peki tastikleyen varmı yok. Böyle bir konuşma yok ki destekleyen veya karşı çıkan olsun. Eğer Cuma günü hutbede okuduysa bunu halife Ömer niçin ibni abbastan başka kimse anlatmadı . Öyle ya halife Cuma günü hutbeye çıkıyor. Hayati bir konu anlatıyor ama kimse çıkıpta konuyu anlatmıyor. Nasıl oluyor bu
Sayın okurlarım dikkatli okursanız bu hadisi minareyi çalıp kılıf hazırlama kokusu alırsınız. Hoş onu da beceremediler ya korkarım ki diyor.recmi uygulamayacaklar. Aman Allahım böyle korkunç bir iftira yüzünden yüzyıllardır müslümanların boyunlarını büktüler.Kafirlerin bizimle alay etmelerine sebep oldular. Hz Ebubekir Hz Osman onlarda vahiy katibi neden onlardan haber yok.Peygamberimizin recm cezasını 4 kez uyguladığını söylüyorlar. Ama ne önemi var Kurana dil uzatanlar Peygamberimize haydi haydi dil uzatır.
BAKIN KEÇİ NASIL AYETLERİ YEMİŞ İBRETLE OKUYUN
Aişe (r.anha) şöyle demiştir:“Andolsun ki recm etme ayeti ve yetişkin kişiyi on defa emzirme (sebebi ile nikahlamanın haramlığı) ayeti indi. Andolsun ki bu ayetler tahtımın (karyolamın) altında bir yaprakta (yazılı) idi. Rasûlullah (s.a.v.) vefat edip biz O’nun ölümü ile meşgul olunca, evde beslenen evcil bir hayvan (koyun veya keçi), girip o yaprağı yedi.” [İbn Mâce, Nikâh, 36, Hadis no: 1944; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 5/131, 132, 183, 6/269]
Sayın okurlarım okudunuz değil mi? Aman Allahım nasıl büyük iftira nasıl aymazlık. Ayetler gökten kağıt olarak indi peygamberimiz okumadan zalim keçi kağıdı yedi.Gülün ağlanacak halimize. Her inen ayeti peygamberimiz hafızasında saklıyordu. İşte bunu ispat eden ayet.
AYET:(Ala-6)’’ Sana Kuran'ı Biz okutacağız ve asla unutmayacaksın’’
Peki bu ayeti ne yapacağız. Allah(cc) asla unutmayacaksın diyor. Bunlar diyor ki kağıdı keçi yedi. Dolayısıyla ayet kayboldu Peygamberimiz de unuttu. Kargalar bile güler
Peki şu ayet ne oluyor.
AYET: (Hıcr suresi, 9) “Şüphesiz Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.”
Allah(cc) buyuruyor ki Kuran-ı biz indirdik onu biz koruyacağız diyor. Onlar diyor ki. Yok canım Allah kuranı koruyamadı keçiye yedirdi.Aman Allahım.
Peki yukarıdaki ayeti tekrar edersek
AYET:(Enam.38)”Biz bu kitapta herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık nede fazla bıraktık”
Biz Kuranda hiçbir şeyi ne eksik ne de fazla bıraktık buyuruyor Rabbim onlar ne diyor yok canım recm etmeyi eksik bıraktı aman Allahım aman
Evet sayın okurlarım acı ama gerçek budur. Kuranın ayetlerini değiştiremeyenler böyle hilelerle islama büyük zarar vermişler halada vermeye devam ediyorlar. Allah(cc) recm cezası vermediği halde recm cezası var diyenler. Boşanma için iddet bekleme gerekir, iki şahit gerekir dediği halde şahitsiz. İddetsiz bir kerede 3 defa boş dersen karın boş olur diyenler. Ki bu boşanma konusuna ayrıca değineceğim inşaallah bundan sonraki konum boşanmayla ilgili olacak ayrıntılı bilgi verecem inşaallah.Mirasta vasiyetten ve borçlar ödendikten sonra kadına 1 erkeğe hisse dendiği halde vasiyyeti ve borçları ayetlerini atlayıp kadınların mallarına el koyanlar bunlar.
Sayın okurum Allah aşkına tabuları kır.Sözü kimin söylediğine değil; doğrumu söylediğine bak. Onların ayağının tozu olamayız doğru ama onlar benden, sizden üstün olabilirler. Fakat Kuran dan damı üstünler.Onları eleştirmeyelim diye siz Kurandan anlamazsınız. O ayetler müteşabih Allahtan başka veya bizden başka kimse anlamaz diye önümüzü kapattılar. Papazlar gibi. müteşabih konusunuda ayrıca inceliyeceğiz inşaallah.
Kardeşlerim amacımız müslimanların kafasını karıştırmak, fitne üretmek değil. Amacımız yüzyıllardır. İslama sürülen lekeleri temizleyebilmektir. Aman eleştirilirim, aman bana ne, aman kafirlikle suçlanırım ,aman ayıp olur. Aman öyle aman böyle bu güne kadar gerçekler gizlenmiştir. Artık bilginin neredeyse sonsuz olduğu çağdayız. Bir tuşa basarak milyonlarca cilt kitaptan istediğimiz bilgiyi anında istediğimiz dilde alabiliyoruz. Her zaman dediğim gibi. Bu günün gençleri eski alimlerden çok daha bilgilidir.Tabi bizden de, İSLAM GÜNEŞİ DOĞUYOR BU SANCILAR DOĞUM SANCILARIDIR. 21. YÜZYIL İSLAMIN OLACAKTIR İNŞAALLAH.
HZ. YUŞA(AS) IN HAYATI
https://www.facebook.com/hzyusaninhayati/HZ. YUŞA(AS) IN HAYATI
HZ. YUŞA (A.S.) KİMDİR?
Hz. Musa’nın (a.s.) kumandanlarından biri olan Hz. Yûşâ (a.s.), rivayetlere göre Hz. Musa’nın (a.s.) kız kardeşinin oğludur. Hıristiyan ve Yahudi kaynaklarında kendisinden “Yeşu” adıyla bahsedilir. Hz. Musa’nın (a.s.) vefatından sonra, kesin bir bilgi olmamakla birlikte, Hz. Yûşâ’nın (a.s.) Peygamberlik vazifesini devam ettirdiğine inanılmaktadır. Hatta İsrailoğullarını göçebelikten kurtarıp Kenan diyarına yerleştiren kişinin Hz. Yûşâ (a.s.) olduğu düşünülmektedir. Kehf Sûresi 60 ila 65. âyetlerinde Hz. Musa’nın Hızır (a.s.) ile yolculuğu anlatılmaktadır. İslâm âlimlerine göre bu kıssada Hz. Musa’nın (a.s.) yanında yardımcı olarak bulunan genç, Hz. Yûşâ’dır.
YUŞA HAZRETLERİ KİMDİR?
Yûşa' (Yeşu) kelimesinin İbrânîce aslı, "Tanrı kurtuluştur" veya "Tanrı kurtarır" anlamına gelen Yehoşua'dır (Yeoşua). Tevrat'a göre aslı Hoşea olan bu isim (Sayılar, 13/8; Tesniye, 32/44) Mûsâ tarafından Yehoşua olarak değiştirilmiş (Sayılar, 13/16), zamanla Yeşua biçiminde kısaltılmış (Catholicisme, VI, 1034), Arapça'ya da Yûşa' diye geçmiştir (Cevâlîki, s. 644). Yeşu, İsrâiloğulları'nın on iki kabilesinden biri olan ve Yûsuf'un oğlu Efraim'in adını taşıyan kabilenin lideri (Sayılar, 13/8) Elişama'nın oğlu Nûn'un oğludur (I. Tarihler, 7/26-27). Önceleri Mûsâ'nın yardımcılığını yapmış, ondan sonra da İsrâiloğulları'nın başına geçmiştir. Tevrat ondan "Mûsâ'nın hizmetçisi, genç adam" diye bahseder (Çıkış, 33/11).
Yeşu ilk defa, Mûsâ önderliğinde İsrâiloğulları'nın Mısır'dan çıkışını takiben Sin çölündeki Refidim'e gelmeleri sırasında tarih sahnesine çıkar. Refidim'de İsrâiloğulları ile savaşan Amalek'e (Amâlika) karşı Mûsâ, Yeşu'yu görevlendirmiş ve Yeşu Amalek'i yenmiştir (Çıkış, 17/8-14). Tevrat'ta daha sonra Yeşu sık sık Mûsâ ile beraber zikredilir. İsrâiloğulları altından buzağı yaparak ona taptıkları sırada Yeşu, Mûsâ ile birlikte Sînâ dağındadır ve dağdan beraber dönerler (Çıkış, 24/13; 32/17). Yeşu toplanma çadırının (Ohel, Mişkan) güvenliğinden sorumludur; Mûsâ ile birlikte çadıra girer, Mûsâ çadırdan ayrılsa da o çadırı terketmez (Çıkış, 33/11). Arz-ı mev'ûda keşif için gönderilen ve her kabileden birer kişi seçilerek oluşturulan topluluk arasında Efraim kabilesini temsilen kırk yaşındaki Yeşu da vardır. Yeşu, Yahuda soyunun (sıbt) temsilcisi Yefunne oğlu Kaleb ile birlikte bu topraklara girmeleri için İsrâiloğulları'nı ikna etmeye çalışır (Sayılar, 14/6-9; Yeşu, 14/7). Ancak arz-ı mev'ûda girmesine dair ilâhî emre karşı çıkan kavmi tarafından taşlanır; daha sonra da vebaya yakalanır, bu hastalıktan ilâhî inâyetle kurtulur, imanı ve bağlılığı sayesinde arz-ı mev'ûda girmekle mükâfatlandırılır. İsrâiloğulları'ndan Nûn oğlu Yeşu ve Yefunne oğlu Kaleb dışındakilerle yirmi yaşında ve daha yukarı yaşlarda bulunanlar oraya giremez (Sayılar, 14/10, 30, 38).
HZ. YUŞA (A.S.) KİMDİR?
Hz. Musa’nın (a.s.) kumandanlarından biri olan Hz. Yûşâ (a.s.), rivayetlere göre Hz. Musa’nın (a.s.) kız kardeşinin oğludur. Hıristiyan ve Yahudi kaynaklarında kendisinden “Yeşu” adıyla bahsedilir. Hz. Musa’nın (a.s.) vefatından sonra, kesin bir bilgi olmamakla birlikte, Hz. Yûşâ’nın (a.s.) Peygamberlik vazifesini devam ettirdiğine inanılmaktadır. Hatta İsrailoğullarını göçebelikten kurtarıp Kenan diyarına yerleştiren kişinin Hz. Yûşâ (a.s.) olduğu düşünülmektedir. Kehf Sûresi 60 ila 65. âyetlerinde Hz. Musa’nın Hızır (a.s.) ile yolculuğu anlatılmaktadır. İslâm âlimlerine göre bu kıssada Hz. Musa’nın (a.s.) yanında yardımcı olarak bulunan genç, Hz. Yûşâ’dır.
YUŞA HAZRETLERİ KİMDİR?
Yûşa' (Yeşu) kelimesinin İbrânîce aslı, "Tanrı kurtuluştur" veya "Tanrı kurtarır" anlamına gelen Yehoşua'dır (Yeoşua). Tevrat'a göre aslı Hoşea olan bu isim (Sayılar, 13/8; Tesniye, 32/44) Mûsâ tarafından Yehoşua olarak değiştirilmiş (Sayılar, 13/16), zamanla Yeşua biçiminde kısaltılmış (Catholicisme, VI, 1034), Arapça'ya da Yûşa' diye geçmiştir (Cevâlîki, s. 644). Yeşu, İsrâiloğulları'nın on iki kabilesinden biri olan ve Yûsuf'un oğlu Efraim'in adını taşıyan kabilenin lideri (Sayılar, 13/8) Elişama'nın oğlu Nûn'un oğludur (I. Tarihler, 7/26-27). Önceleri Mûsâ'nın yardımcılığını yapmış, ondan sonra da İsrâiloğulları'nın başına geçmiştir. Tevrat ondan "Mûsâ'nın hizmetçisi, genç adam" diye bahseder (Çıkış, 33/11).
Yeşu ilk defa, Mûsâ önderliğinde İsrâiloğulları'nın Mısır'dan çıkışını takiben Sin çölündeki Refidim'e gelmeleri sırasında tarih sahnesine çıkar. Refidim'de İsrâiloğulları ile savaşan Amalek'e (Amâlika) karşı Mûsâ, Yeşu'yu görevlendirmiş ve Yeşu Amalek'i yenmiştir (Çıkış, 17/8-14). Tevrat'ta daha sonra Yeşu sık sık Mûsâ ile beraber zikredilir. İsrâiloğulları altından buzağı yaparak ona taptıkları sırada Yeşu, Mûsâ ile birlikte Sînâ dağındadır ve dağdan beraber dönerler (Çıkış, 24/13; 32/17). Yeşu toplanma çadırının (Ohel, Mişkan) güvenliğinden sorumludur; Mûsâ ile birlikte çadıra girer, Mûsâ çadırdan ayrılsa da o çadırı terketmez (Çıkış, 33/11). Arz-ı mev'ûda keşif için gönderilen ve her kabileden birer kişi seçilerek oluşturulan topluluk arasında Efraim kabilesini temsilen kırk yaşındaki Yeşu da vardır. Yeşu, Yahuda soyunun (sıbt) temsilcisi Yefunne oğlu Kaleb ile birlikte bu topraklara girmeleri için İsrâiloğulları'nı ikna etmeye çalışır (Sayılar, 14/6-9; Yeşu, 14/7). Ancak arz-ı mev'ûda girmesine dair ilâhî emre karşı çıkan kavmi tarafından taşlanır; daha sonra da vebaya yakalanır, bu hastalıktan ilâhî inâyetle kurtulur, imanı ve bağlılığı sayesinde arz-ı mev'ûda girmekle mükâfatlandırılır. İsrâiloğulları'ndan Nûn oğlu Yeşu ve Yefunne oğlu Kaleb dışındakilerle yirmi yaşında ve daha yukarı yaşlarda bulunanlar oraya giremez (Sayılar, 14/10, 30, 38).
18 Temmuz 2023 Salı
HZ İDRİS(AS) IN HAYATI
https://www.facebook.com/hzidrisinhayati/
HZ İDRİS(AS) IN HAYATI
Kur'ân-ı kerim'de ismi geçen peygamberlerden. Şit aleyhisselâmın torunlarındandır. Asıl ismi Ahnûh veya Hanûh'tur. Kur'ân-ı kerim'de İdris diye bidirildi. Kendisine peygamberlik, hikmet ve sultanlık verildiği için "Müselles bin-Ni'me" (kendisine üç nimet verilen) de denilmiştir. Babasının adı Yerd, annesinin adı Berre veya Eşvet'tir. Bâbil'de veya Mısır'da Münif denilen yerde doğduğu rivâyet edilmiştir. Kendisine otuz suhuf (forma) kitap verildi. Diri olarak göğe kaldırıldı. Âdem aleyhisselâmdan ve Şit aleyhisselâmdan sonra insanlar madden ve mânen bozuldular. İdris aleyhisselâm, içinde yaşamış olduğu, Kâbil'in evlâdından bir topluluğa peygamber olarak gönderildi. Her türlü isyân, kötülük ve günâhın işlendiği bu topluluğa Allahü teâlânın kulluk etmeleri gerektiğini sabırla anlattı. Allahü teâlâ ona otuz sayfa (forma) kitap gönderdi. Cebrâil aleyhisselâm dört defâ gelerek Allahü teâlânın emir ve yasaklarını tebliğ etti. İdris aleyhisselâm, kavmine kendisinden sonra gelecek peygamberleri, Muhammed aleyhisselâmın vasıflarını bildirdi. Kendisinden sonra gelecek olan Nûh tûfânını ve Âhir zaman peygamberi muhammed aleyhisselâmı bütün tafsilâtıyla anlattı. Peygamber olduğunu ispat eden birçok mûcizeler gösterdi. Fakat kendisine kavminden pek az kimse itâat etti, pek çoğu ise karşı geldi. Bunun üzerine İdris aleyhisselâm yaşamış olduğu Bâbil diyârından Mısır'a hicret etti. Kendisine imân edenlerle birlikte burada yerleşti. Allahü teâlâ ona yetmiş iki lisanla konuşmayı nasip etti. Her kavmi kendi lisanıyla hak dine dâvet etti. Harp âletleri yapıp, kâfirlerle cihâd etti. İnsanlara şehir kurmak sanatını ve idârecilik ilmini öğretti. Yüz şehir kurdu. Bunların en küçüğü Diyarbakır yakınında bulunan Rehâ şehridir. Her millet deöğrendikleri bu kâidelere göre kendi bölgelerinde pekçok şehirler kurdu. İnsanlara muhtelif ilimleri de öğretti. Pekçok kimseye hikmet ve riyâziye (matematik) dersleri verdi. Fen ilimleri, tıp ve yıldızlarla alâkalı ince ve derin meselelerden bahsetti. Allahü teâlâ ona göklerin terkiplerini, neden meydana geldiklerini, yıldızlarla alâkalı derin bilgileri, senelerin sayısını ve hesâp ilmini öğretti. İdris aleyhisselâm kavmine kalem ile yazı yazmasını, iğne ile dikiş dikmesini öğretti. Öğrettiği ilimler, Allahü teâlânın bildirmesi ile oldu. Yoksa insanoğlunun aklı va zekâsı, sâdece araştırma yoluyla bu bilgilere ulaşamazdı. Eski yunanlılar ve daha sonra gelen filozoflar, fizik, kimyâ ve tıb bilgilerini İdris aleyhisselâmın kitâbından aldılar. İdris aleyhisselâm, uzun seneler insanları hak dine dâvet etti. Yeryüzünün meskûn yerlerini dört bölgeye ayırıp herbirine bir vekil tâyin etti. Bir müddet sonra Aşûre gününde göğe (semâya) kaldırıldı. Dünyâda yaşadığı ömrünün sonuna doğru ölüm meleği Azrâil aleyhisselâm, İdris aleyhisselâmı ziyârete geldi. İdris aleyhisselâm, Azrâil'e: "Bir anlık benim rûhumu al. " dedi. Bunun üzerine Allahü teâlâ, Azrâil aleyhisselâma; "Onun rûhunu al!" diye vahyetti. Azrâil aleyhisselâm rûhunu aldı. Allahü teâlâ, İdris aleyhisselâmın rûhunu tekrar iâde etti. İdris aleyhisselâm, Azrâil aleyhisselâma; "Beni semâlara götür. Cennet'i ve Cehennem'i göreyim. " dedi. Allahü teâlâ, Azrâil'e onu semâya götürmesini vahyetti. İdris aleyhisselâma Cehennem gösterildi. Cennet'e götürüldü. Cennet'e girince, çıkmak istemedi. Kendisine; "Niçin çıkmıyorsun?" diye sorulunca; "Allahü teâlâ, "Her nefis ölümü tadacaktır" buyurdu. Ben ise ölümü tattım. Yine Allahü teâlâ, "Herkes Cehennem'e uğrayacaktır" buyurdu. Ben oraya uğradım. Allahü teâlâ, "Onlar oradan (Cennet'ten) çıkmayacaklardır. " buyurdu. İşte ben bunun için Cennet'ten çıkmak istemem. dedi. Bunun üzerine Allahü teâlâ, Azrâil'e vahyedip, İdris aleyhisselâmın Cennet'te kalmasını bildirdi. İdris aleyhisselâm böylece Cennet'te kaldı. Bu husus Kur'ân-ı kerim'de Meryem sûresi 57. âyet-i kerimesinde meâlen; "Biz onu yüksek bir mekâna kaldırdık. " buyrulmak suretiyle bildirilmiştir. Tefsir âlimleri âyet-i kerimede bildirilen "yüce mekân" dan murâdın, peygamberlik ve Allahü teâlâya yakınlık mertebesi veya Cennet veya altıncı, yâhut dördüncü kat semâ olduğunu bildirmişlerdir. Nitekim Buhâri ve Müslim'de bildirilen hadis-i şerifte, peygamberimiz aleyhisselâm Mirâca çıktığı zaman, hazret-i İdris'i dördüncü kat semâda gördüğünü bildirmiştir. İdris aleyhisselâm diri olarak göğe çıkarılınca, onu çok sevenler, ayrılık acısına dayanamadılar. Hatırlamak için resmini yaptılar. Daha sonra gelenler bu resmi tanrı sandılar, çeşitli heykeller yapıp tapıldı. Böylece putperestlik meydana çıktı. İdris aleyhisselâm, ağaçların yapraklarının sayısını bilirdi. Duâ ederken (Bi adedil-evrâk) "Ağaçların yaprakları kadar" diyerek tesbih okurdu. Yıldızlara âit ilmi bilirdi. Kavmini imâna dâvet ettiği zaman, yıldızların heyeti, durumu ve diğer husûsi hâllerini açıklamasını istediler. İdris aleyhisselâm bunu geniş olarak haber verdi. Yıldızların durumunu anlattı. Bunun için "nücûm ilmi" hazret-i İdris'ten kalmıştır, dennir. Melekler grup grup onun ziyâretine gelip görünürlerdi. Her birinin ismini, vazifesini, tesbihibi bilirdi. Havada uçup giderlerken onları görürdü. Gökyüzündeki bulutlara dağılmalarını emrettiği zaman dağılırlar ve dile gelip onunla konuşurlardı. Bunlar Allah'ın İdris aleyhisselâma verdiği mûcizelerdir. İdris aleyhisselâmın hikmetli sözlerinden bâzıları şunlardır: "Akıllı kimsenin rütbesi yükseldikçe, tevâzûsu (alçak gönüllülüğü) artar. " "Câhil, mertebesi yüksek olsa da, basiret ehlini hakir ve aşağı görür. " "Dostlar arasındaki hakiki sevgi, içinde bir menfeat temin etme ve kendisinden bir zararı def etme düşüncesi olmayan sevgidir. " "İnsanda bulunan en faziletli cevher, akıldır. Sâhibini pişman ettirmeyen en kıymetli şey sâlih ameldir. " "İyi hasletlerin en üstünü, kızgınlık hâlinde doğruluk, sıkıntı hâlinde cömertlik cezâ vermeye gücü yettiği hâlde affetmektir. " Kur'ân-ı kerim'in Meryem, Enbiyâ sûrelerinde İdris aleyhisselâmla ilgili haberler verilmiştir.
HZ. ADEM’İN (A.S.) YARATILIŞI
https://www.facebook.com/hzademinhayati
HZ. ADEM’İN (A.S.) YARATILIŞI
- Hz. Adem (a.s.) Neden Yaratıldı?
Kâinâtın hâlıkı ve mâliki olan Allâh Teâlâ, kendi varlığını bilmesi, ibâdet ve tâatte bulunması ve yeryüzünü îmâr etmesi için mahlûkâtın en şereflisi olarak “insan”ı yaratmayı murâd etti.
Daha önce halkettiği ve sâdece ibâdetle vazîfelendirdiği meleklere bu ilâhî irâdesini şöyle beyân etti:
AYET: (el-Bakara, 30)“Hani Rabbin meleklere: «Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım.» buyurmuştu. Melekler: «Bizler hamdinle Sen’i tesbîh ve takdîs edip dururken, yeryüzünde fesad çıkaracak, kanlar dökecek bir kimseyi mi yaratacaksın?» dediler. Allâh da onlara: «Sizin bilemeyeceğinizi herhâlde Ben bilirim!» dedi.”
Allâh’ın bu buyruğu karşısında melekler, hep birlikte:
AYET: (el-Bakara, 32)“«Yâ Rab! Sen’i her türlü noksan sıfatlardan tenzîh ederiz, Sen’in bize öğrettiklerinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz Alîm ve Hakîm olan ancak Sen’sin!» dediler.”
HZ. ADEM’İN (A.S.) KISACA HAYATI - Adem Aleyhisselam Kimdir?
Hz. Adem (a.s.) ilk olarak cennet ve dünyâ hayatını yaşayandı,
ilk örtünendi,
ilk unutandı,
ilk hatâ yapandı,
ilk tevbe edendi,
ilk peygamberdi (Kendisine 10 sahîfe indirilmiştir.),
ilk tevhîd mücâdelesi verendi,
ilk evlâd acısını duyandı,
ilk selâmlaşandı,
ilk defa toprağı işleyendi,
hâsılı o ilk insandı,
ilk insan ve ilk peygamberdir, bütün insanlığın atasıdır.
Hz. Adem’in (a.s.) Kur’an-ı Kerim’de adı 25 defa geçer. Ülü’l-azm (En yüksek derecedeki) peygamberlerdendir. Allah bütün isimleri Hz. Adem’e (a.s) öğretti.
Allah önce Hz. Adem‘i (a.s.) sonra Havva validemizi yarattı ve onları birbirine nikahladı.
Allah’ın emri ile bütün melekler Hz. Adem’e (a.s) secde etti fakat şeytan secde etmedi.
Şeytan bu yüzden Allah’ın huzurundan kovuldu.
Bunun üzerine şeytan gerekçesinde haklı olduğunu ispat etmek için Allah’tan insanları doğru yoldan çıkarabilmek için izin istedi.
Böylece insan ile şeytan, hak ile batılın kıyamete kadar sürecek savaşı başladı.
Hz. Adem (a.s.) Havva annemiz ile birlikte Cennet’te iken yasak meyveyi yemeleri sonrası Cennet’ten çıkarılıp yeryüzüne indirildi ve insanoğlu için dünya hayatı başladı.
Hz. Adem (a.s.) ile Hz. Havva dünyaya indirildikten sonra uzun bir süre ayrı kaldılar. Allah tövbelerini kabul edip onları affetti ve birbirlerine kavuşturdu. Hz. Adem (a.s.) ilk defa toprağı işledi, tarım ve hayvancılıkla uğraştı.
Hz. Adem’in (a.s.) oğullarından Kabil, Habil’i öldürerek yeryüzündeki ilk cinayeti işledi.
Hâbil öldürüldükten sonra Allah Hz. Adem ve Havvâ’ya salih evlat olarak Hz. Şit’i (a.s.) verdi.
Hz. Şit’i (a.s.) Kur’ân-ı Kerîm’de ismi geçmeyen peygamberlerden biri olup kendisine 50 sayfa (suhuf) indirildi.
Hz. Adem (a.s.) kaç yılında vefat ettiği bilinmemekle birlikte cuma günü vefat etti. Hz. Adem’in (a.s.) 930 veya 1000 sene yaşadığı rivayet edilir.
Hz. Adem’in (a.s.) kabri rivayetlere göre ise Mekke’de Ebûkubeys mağarasında veya Hindistan’daki Nevz dağındadır.
İlk insan ve ilk peygamber Adem Peygamberin ayrıntılı hayatı...
HZ. ADEM’İN (A.S.) HAYATI - Adem Peygamber Kimdir?
İnsanın bu âlemde zuhûru, Âdem -aleyhisselâm- ile başlamıştır.
İlk insan, ilk peygamber ve ilk mürşid-i kâmil odur.
Kıyâmete kadar teselsül edecek bütün insanlık nesli, ilk yaratılış ânında üstüste çakışmış sonsuz gölgeler gibi onun ferdî varlığında meknûz ve mündemiçti. Bu hakîkate işâret etmek üzere âyet-i kerîmede şöyle buyrulmuştur:
HZ ADEMİN MUCİZELERİ
1-Yırtıcı hayvanlar ile konuşurdu. Bu mucizesinin sebebi şöyledir: Adem aleyhisselam, evladından bir kabileye uğrayıp, onlarla görüşmüştü. Bu kabile, kendilerine dağda yaşayan vahşi hayvanların Mûsâllat olduğunu bildirip şikayet etmişlerdi. Adem aleyhisselam o civarda bulunan yırtıcı hayvanları çağırdı. Hepsi toplandı. Bu vahşi hayvanları; “Evladıma niçin eza ediyorsunuz” diyerek azarladı. Toplanan vahşi hayvanlar dile gelip, konuşmaya başlayıp dediler ki: “Bunlar arasında gıybet, nemime, koğuculuk, söz taşımak gibi kötü huylar yayıldığı için biz onlara eza ediyoruz, sıkıntı veriyoruz.” Adem aleyhisselam onlara iyi geçinmelerini, birbirleriyle çekişmemelerini emretti. O kabile de gıybet, dedikodu gibi kötü huyları terkedip iyi geçindiler. Bundan sonra hayvanlar onlara zarar vermedi.
2-Adem aleyhisselam uzak bir yere gitmek isteyince mesafeler kısalır ve oraya kısa zamanda ulaşırdı. Adem aleyhisselam Hz. Havva ile Cennet’ten yeryüzüne indirildiğinde, kendisi Hindistan’da Seylan (Serendip) adasına, Hz. Havva da Cidde’ye indirilmişti. Aralarındaki mesafeler çok uzaktı.
Adem aleyhisselam yasak edilen ağaçtan yemesi sebebiyle Cennet’ten çıkarıldığı için, hem de Hz. Havva’dan ayrı kalmanın acısıyla tövbe edip iki yüz sene ağladı. Allahü teâlâdan af diledi. Hz. Havva ise daha çok ağlıyordu. Adem aleyhisselam, tövbe edip tövbesi kabûl olduktan sonra, Hz. Havva ile buluşmak için Allahü telaya duâ etti. Allahü teâlâ duâsını kabûl edip, ona uzun mesafeleri kısa zamanda alma mucizesini verdi. Böylece uzaklıklar yakın kılındı. Kısa zamanda Hindistan’dan Mekke’ye vardı ve Arafat ovasında Hz. Havva ile buluştu. Kavuştukları bu ovaya orada buluşmalarından dolayı Arafat denilmiştir.
3-Adem aleyhisselam, dağ ve taşlara elini vurunca hâlis su çıkardı. Bu mucizenin zuhur etmesinin sebebi şöyle idi.. Allahü teâlâ Adem aleyhisselama Kabe’yi yapmayı emretti. Adem aleyhisselam Kabe’yi muazzamayı yaptıktan sonra, Hindistan’a gidip orada dünyâ işlerinden ziraat, ticaret yapıp, evlatlarını yetiştirmekle meşgûl oldu. Peygamber olduğu bildirilince Allahü teâlânın emirlerini insanlara tebliğ etti. Bu sıralarda evladı ve torunları bin kişiye ulaştı. Bunlar birbirleriyle gayet iyi geçiniyorlar ve mes’ud bir hayat yaşıyorlardı. Adem aleyhisselamın evladından Kabil, Habil’i şehid edince, aralarında bir karışıklık çıktı. Kabil oradan kaçıp gitti. Aradan kırk sene geçmişti. Kabil’in evlatları haramlara dalıp, kötü işlerle meşgûl oluyordu. Allahü teâlâ Adem aleyhisselama Kabil’in evlatlarını dine davet etmesini emretti. Adem aleyhisselam onları dine davet edince mucize istediler. Bunun üzerine Adem aleyhisselam mübarek elini büyük bir kayaya dokundurdu. Dokunur dokunmaz kayadan birden bire hâlis bir su fışkırmaya başladı. Bu mucize üzerine çoğu iman etti. Sonra o suyun çevresinde ziraat ve san’atla meşgûl oldular.
4- Adem aleyhisselam her ne vakit arzu ederse ağaçları bir işaret ile yerlerinden kaldırır ve bir işaretle de yerlerine getirirdi. Bu mucizesi şöyle vuku bulmuştur: Adem aleyhisselam Kabil evladından ateşe tapan bir kabileye uğradı. Bu kabileye ateşe tapmaktan vazgeçip Allahü teâlâya iman etmelerini söyledi. Bu daveti üzerine bir ağaç göstererek; “Şu ağaç yerinden kalkıp başka bir yere yerleşsin” dediler. Adem aleyhisselam böyle bir mucizenin hasıl olması için Allahü teâlâya duâ etti. Allahü teâlâ Adem aleyhisselamın duâsını kabûl buyurdu. Allahü teâlâ kendi isimlerini (esmasını) söylemesini ve ağaca işaret etmesini emr buyurdu. Adem aleyhisselam eliyle gösterilen ağaca işaret etti. Ağaç yerinden kalkıp başka bir yere yerleşti.
5- Adem aleyhisselam kendisinden mucize istenildiği bir vakitte avucuna taşları aldı. Bu taşların Allahü teâlânın ismini zikr ve tesbih ettiklerini işitildi. Bu mucizeyi görenlerden pek çok kimse iman etti.
6- Adem aleyhisselam tohum yetiştirmeye müsait olmayan ham tarlaya tohum ektiğinde mucizesiyle tohum bir gün içinde yeşerip olgunlaşırdı.
7- Adem aleyhisselam birgün çocuklarını yemeğe davet etmişti. Hz. Havva yemek hazırlamakla meşgûl iken adem aleyhisselam, evlatlarının yanında mübarek elini ateşe sokup uzun müddet ateşin içinde tuttu. Mucize olarak ateş elini yakmadı.
8- Adem aleyhisselamın evlatlarından Kabil, Habil’i öldürüp kaçtığında Adem aleyhisselam onu aramaya çıktığında, bir mucize olarak bazı taşlar da adem aleyhisselam ile birlikte hareket ederdi.
HAVVA ANAMIZ ADEM BABAMIZIN KABURGA KEMİĞİNDEN Mİ YARATILMIŞTIR?
Kıymetli okuyucularım. Bu iddia o kadar kötü ki,Hz. Havva Hz. Ademden yaratıldı ise Hz Adem aşağıda Tevrat ve İncilde denildiği gibi. Tanrı olmuyor mu? Yok eğer Hz. Havva Hz.Ademin kaburgasından bir parça ise Hz. Havayı doğuran olmuyor mu? Dolayısıyla Onun kızı olmuyor mu? Hz. Adem kendi vucudundan çıkmış kendi kızıyla evlenmiş olmuyor mu? Bir ana doğurduğu oğluyla evlenebilir mi?
Cenâb-ı Hak, Havva'ya Adem'i yarattığı gibi maddeden, topraktan yaratmıştır. Kur'an, kadın-erkek ayrımı yapmadan mutlak insanın topraktan yaratıldığını söyler. Kur'an da bu konuda tam açıklık vardır.
İLK İNSANIN ÇAMURDAN YARATILDIĞINA DAİR AYETLER
SİZİ BİR ÇAMURDAN YARATAN SONRA ÖLÜM ZAMANIN TAKDİR EDEN ANCAK ODUR
AYET:(Enam-2)’’ Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak O'dur. Bir de O'nun katında muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Siz hâla şüphe ediyorsunuz.
ALLAH(CC) BUYURDU: BİZ İNSANI SÜZÜLMÜŞ ÇAMURDAN YARATTIK
AYET:( (Müminun- 13)’’ "Biz insanı çamur'un süzülmüşünden yarattık."
ALLAH(CC) BUYURDU: İNSANI BALANGIÇTA ÇAMURDAN YARATAN ODUR
AYET:( Secde -7-9) Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz."
ALLAH(CC) BUYURDU: BEN ÇAMURDAN BİR İNSAN YARATACAĞIM
AYET:(Sad Suresi : 71"Ben çamurdan bir insan yaratacağım"
ALLAH(CC) BUYURDU: BİZ İNSANI PİŞMİŞ ÇAMURDAN YARATTIK
AYET:(Hicr Suresi : 26)"Biz insanı pişmiş çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık’’
Bu ayeti Kerimelerden Hz Havanın Hz. Ademin yaratıldığı çamurdan yaratıldığını çıkarmak mümkün değil mi? Rabbimiz aynı topraktan önce Hz. Ademi sonra Hz Havvayı yaratmış olamaz mı? Niçin? İllada Ademi yaratıp havvayı onun vucudundan yaratıldığını iddia ediyoruz. Bunun kanıtı nedir?
HZ.HAVVA HZ. ADEMİN KABURGA KEMİĞİNDEN DEĞİL AYNI NEFSTEN YARATILMIŞTIR
Kıymetli okuyucular malumunuz nefs beşeri değil ruhanidir.
NEFS: (öncelikli olarak bir kimsenin kendisi veya özü anlamına gelir. Açık ve gizli, dünyaya ve ahirete bakan duy uları, maddî ve mânevî becerileri, arzu, heves ve ihtiyaçları, canı, ruhu, hayatı ve istekleriyle kişinin bizzat kendisi demektir.)
ALLAH(CC)BUYURDU: EY İNSANLAR SİZİ TEK NEFİSTEN YARATAN VE AYNI NEFİSTEN EŞİNİ VAR EDEN ONLARDANDA PEK ÇOK ERKEK VE KADIN MEYDANA GETİRDİK
AYET(Nisa-1)’’ Ey İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabb'inize hürmetsizlikten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'ın ve akrabanın haklarına riayetsizlikten de sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir.’’
ALLAH(CC) BUYURDU: O SİZİ BİR TEK NEFİSTEN BABALARN SULBUNDE KARARLATIRILMIŞ VE ANALARIN RAHMİNDE KARARLAŞMAKTA OLAN YARATANDIR
AYET:(Enam-98)’’ O, sizi bir tek nefisten, babaların sulbünde kararlaşmış ve anaların rahminde kararlaşmakta olarak yaratandır. Anlayan millet için ayetleri uzun uzadıya açıkladık.’’
ALLAH(CC) BUYURDU: SİZİ BİR NEFİSTEN YARATAN VE AYNI NEFİSTEN EŞİNİ VAR EDEN BİZİZ
AYET:(Araf-189)’’ Sizi bir nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah'tır. Eşine yaklaşınca, eşi hafif bir yük yüklendi ve bu halde bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, karı-koca, Rableri olan Allah'a: 'Bize kusursuz bir çocuk verirsen, and olsun ki şükredenlerden oluruz' diye yalvardılar.’’
ALLAH(CC) BUYURDU: EY İNSANLAR SİZİ TEK NEFİSTEN YARATAN VE AYNI NEFİSTEN EŞİNİ YARATTI
AYET:(Zümer-6)’’ Allah sizi bir tek nefsten yarattı, sonra ondan da eşini yarattı. Sizin için hayvanlardan sekiz eş meydana getirdi. Sizi de annelerinizin karınlarında üç katlı karanlık içinde çeşitli safhalardan geçirerek yaratıyor. İşte bu yaratıcı, Rabbiniz Allah'tır. Mülk O'nundur. O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl oluyor da (O'na kulluktan) çevriliyorsunuz?’’
Bu ayeti kerimede dikkat edilecek bir hususta şudur. ‘’Sizin için hayvanlardan sekiz eş meydana getirdi’’ Hayvanları sekiz eş olarak yaratan Rabbim.Hz Havvayı yaratmaktan aciz midir de. Hz. Ademin kaburgasından yaratsın.
ALLAH(CC) BUYURDU: İNSANLARIN BEDENLERİ YARATILMADAN ÖNCE ALLAH ADEMDEN KIYAMETE KADAR GELECEK BÜTÜN RUHLARI TOPLAMIŞ ONLARADAN SÖZ ALMIŞTIR
AYET:(Araf-172-173)’’ Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim' demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: 'Evet şahidiz' demişlerdi. Bu, kıyamet günü, 'Bizim bundan haberimiz yoktu' dersiniz veya 'Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?' dersiniz diyedir.
BU AYET BİZE HAVVA ANAMIZIN ADEM (AS) KABURAGASINDAN YARATILMADIĞININ EN ÖNEMLİ DELİLERİNDENDİR ÖYLEYA KIYAMETE KADAR GELECEK İNSANLARDA ADEMİN KABURGA KEMİĞİNDENMİ ÇIKMIŞTIR
Bu ayeti kerimeden anlıyoruz ki Adem(as) yaratılmadan çok önce ruhlar yani nefsler yaratılmıştır. Dolayısıyla yukarıdaki ayetlerde geçen nefs( kişinin öz varlığı, kişinin kendisi, öz varlık, kişilik.) (kelimesini Ademin vucudu anlamak saçmalamak demek değil midir?
HZ. HAVVANIN HZ. ADEMİN KABURGA KEMİĞİNDEN YARATILDIĞINI İDDİA EDEN TAHRİF EDİLMİŞ TEVRATTIR-İNCİLDİR.
Kıymetli okuyucularım. Hiristiyan ve Yahudiler. Hz. İsanın ve Hz Musanın
Yaratıcı olduğunu ispatlamak için Hz Ademinde Tanrı olduğunu ve Havvayı yarattığını iddia ediyorlar. İşte tevrattaki bu sözler.
Tahrif edilmiş Tevrat'a göre Havva Adem'in kaburga kemiğinden yaratılmıştır.Kur'an'da ise bundan bahsedilmez, Havva adı bile geçmez,''Adem'in karısı'' diye bahsedilir sadece. Fakat İslam geleneğine göre(hadisler) Adem'in karısının adı Tevrat'taki gibi Havva'dır ve Havva yine Tevrat'taki gibi Adem'in kaburga kemiğinden yaratılmıştır;
TEVRAT:Yaratılış:2:21-23=RAB Tanrı Adem'e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı.Adem'den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem'e getirdi.
Adem,
“İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik,
Etimden alınmış ettir” dedi,
“Ona ‘Kadın’ denilecek,
Çünkü o adamdan alındı.”
TEVRAT:( Eski Ahit/Tekvin/BAP 2)’’ Sonra, “Âdem’in yalnız kalması iyi değil” dedi, “Ona uygun bir yardımcı yaratacağım.”RAB Tanrı Âdem’e derin bir uyku verdi. Âdem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Âdem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Âdem’e getirdi. Âdem, “İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, etimden alınmış ettir” dedi, “Ona ‘Kadın’ denilecek, çünkü o adamdan alındı.”
TEVRAT:“ (Yaratılış 1/21-23 )(Rab Tanrı Âdem’e derin bir uyku verdi. Âdem uyurken, Rab Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Âdem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Âdem’e getirdi. Âdem, ‘İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, etimden alınmış ettir’ dedi, ‘Ona Kadın denilecek, çünkü o adamdan alındı.”)
Farkındaysanız hep TANRI ADEM deniyor.
TEVRAT: (Kitab-ı Mukaddes, Tekvin: 2/18-23) "Ve Rab allah dedi: Adam'ın yalnız olması iyi değildir; kendisine uygun bir yardımcı yapacağım. Ve Rab Allah, Adem'in üzerine derin bir uyku getirdi ve o uyudu, onun kaburga kemiklerinden birini aldı ve yerini otla doldurdu. Ve Rab Allah Adem'den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratıp onu Ademe getirdi. Ve Adem dedi: Şimdi bu benim kemiklerimden kemik ve etimden ettir, bu insandan alındığı için ona "nisa" ismi verilsin dedi. Ve Adem karısının ismini Havva koydu, çünkü bütün yaşayanların anası oldu."
İNCİL:( İncil 1. Korintliler 11:12)“Çünkü kadın erkekten yaratıldığı gibi erkekte kadından doğar.”
Gördüğünüz gibi İncilde Kadını erkek yarattı.(Erkek Tanrı) Sonra da kadın tanrısı olan erkeği doğurdu. Deniyor.
İNCİL VE TEVRATTAKİ BU SÖZLER HADİS DİYE BİZE YUTTURULMUŞTUR.
Şimdide bu konuda ki hadislere bakalım benzerliği görünce şaşıracaksınız.
HADİS: "Allah’a ve Ahiret gününe iman eden, bir meseleye şahit olduğu, gördüğü zaman ya hayır konuşsun veya sussun. Kadınlar hakkında iyilik ve hayır tavsiye ediniz. Çünkü onlar kaburga kemiğinden yaratılmışlardır. Kaburga kemiğinin en eğri tarafı da üst tarafı, uç kısmıdır. Eğer onu doğrultup düzeltmeye kalkışırsanız, onu kırarsınız. Kendi halinde bırakırsanız daima eğri kalır. Öyle ise birbirinize, kadınlara iyi davranmayı tavsiye ediniz"( Müslim, feda: 59-60.)
HADİS: Kadın bir kaburga kemiğinden yaratılmıştır! Dilediğin bir tarz üzere doğru olamaz! Eğer ondan istifade etmek istersen, onda bu eğrilik olduğu halde ondan istifade edersin! İsteğine göre onu doğrultmak istersen onu kırarsın! Onun kırılması ise boşanmasıdır!”(Müslim 1468/59, Ebu Avane 4501, Humeydi 1168, İbni Hibban 4179, Begavi Mesabih 2416)
HADİS: “Size kadınlar hakkında hayırlı olmanızı vasiyet ederim. Çünkü kadın eğe kemiğinden yaratılmıştır. Bu kemikten en eğri şey üst tarafıdır. Eğer sen eğri kemiği doğrultmaya çalışırsan onu kırarsın! Onu kendi haline bırakırsan, daima eğri olmaya devam eder! Onun için kadınlar hakkında hayrı tavsiye edici olmanızı isterim!”(Buhari 3110, Müslim 1478/60, Nesei İşretu’n-Nisa 258, İbni Ebi Şeybe 4/184/4, Begavi 2332)
HADİS:"Kadın eğri bir kaburga kemiğinden yaratılmıştır" diye buyrulmaktadır. (Buhârî, Enbiyâ 1, Nikâh 80, Müsned,
ALLAH(CC) BUYURDU: BİZ İNSANI MENİDEN YARATTIK
AYET:(İnsan -2) Hakikatte biz insanı katışık bir nutfeden yarattık; imtihan edelim diye onu işitir ve görür kıldık.
ALLAH(CC) BUYURDU: İNSANI ÇAMURDAN YARATTIK SONRA ONU DÖLLENMİŞ YUMURTA HALİNE GETİRDİK
AYET:(Müminûn-12-13)İnsanı çamurdan oluşan bir özden yarattık. Sonra onu, güçlü ve etkili bir yerde döllenmiş yumurta haline getirdik.
İnsanın bütün gıdası çamurdan, yani su ile toprağın birleşmesinden oluştuğu için yumurta ve spermin kaynağı da çamurdur. Ana rahmi tohumun ekildiği tarla gibidir. Bir ayet şöyledir:
ALLAH(CC) BUYURDU: KADIN ANA RAHMİ TARLA CENİNDE BİTKİ OLARAK TASVİR EDİLMİŞTİR
AYET:(Bakara-223) “Kadınlarınız sizin için bir tarladır.”
Bundan dolayı insanın oluşması, bitkinin oluşmasına benzetilmiştir.
AYET:(Nuh -17) “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.”
İsa’nın yaratılışı da Âdem ile Havva’nın yaratılışına benzetilmiştir.
ŞÜPHESİZ İSANIN ÖRNEĞİ ALLAH KATINDA ADEM ÖRNEĞİ GİBİDİR ADEME TOPRAKTA İSAYA MERYEMİN RAHMİNDE OL DEDİ OLDU
AYET: (Ali İmran-59) “Şüphesiz İsa örneği Allah katında Âdem örneği gibidir. Âdem’i topraktan yaratmış, sonra ona ol demiş o da oluşmuştur.”
AYET: (Secde 9)‘Ona ruhumuzdan üflemiştik’
Ayetler üzerinde dikkatle düşünülünce Meryem’in rahminin de toprak gibi hem ana, hem de baba görevi gördüğü anlaşılır.
AYET: (Enbiya-91) Mahrem yerini koruyan Meryem’e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir belge yapmıştık.
AYET:(Tahrîm -12)“Mahrem yerini korumuş olan İmran kızı Meryem de bir örnektir.
Ona ruhumuzdan üflemiştik.
Türkçe’de kelimeler erkek ve dişi diye ayrılmadığından bu âyetleri doğru tercüme etmek zordur.
Birinci âyette Meryem’e dişi zamiriyle ikincisinde erkek zamiriyle işaret edilmiştir.
Bu, Meryem’in rahminde yumurta ve sperm üretme özelliğinin olduğunu gösterir.
HZ İSA(AS) YARATILMASI ADEM(AS)A BENZETİLDİĞİNE GÖRE ADEMİN YARATILDĞI TOPRAKTA BU İKİ ÖZELLİK OLMALIDIR YANİ ADEM(AS)TOPRAKTAN GELEN YUMURTAYLA SPERMİN BİRLEŞMESİNDEN OLUŞAN DÖLLENMİ YUMURTADAN YARATILMIŞTIR
İsa’nın yaratılışı, Âdem’inkine benzetildiğine göre Âdem’in yaratıldığı toprakta da bu iki özellik olmalıdır.
Yani Âdem, topraktan gelen yumurtayla spermin birleşmesinden oluşan döllenmiş yumurtadan yaratılmıştır. Havva da aynı şeyden yaratılmıştır.
Bu kadar ayrıntıya girmemiz, kadının yaratılışıyla ilgili doğru bilgileri bulmak içindir. Zira kadını eğri kaburga kemiğinden yaratılmış saymak, onun küçümsenmesine yol açmaktadır.
HAVVA ANAMIZ YA TOPRAKTAN YARATILMIŞTIR YA DA NEFİSTEN AMA ASLA KABURGA KEMİĞİNDEN YARATILMAMIŞTIR.
En doğrusunu Allah(cc) bilir.
YASAK AĞAÇTAN İLK YİYEN HZ HAVVA MIDIR?
HZ. ADEMİN CENNETTEN KOVULMASININ SUÇLUSU HZ HAVVA YANİ KADINLAR MIDIR?
Sayın okurlarım. Her konuda tereyağı gibi su üstüne çıkan erkeklerin Hz. Ademin cennetten kovulmasının suçlusu olarak Hz Havva anamızı yani kadınları suçlamaktadırlar.Acaba doğru mudur? Bu konudaki ayetlere bakalım.
KURAN- KERİMİN HİÇBİR AYETİNDE ŞEYTANA KANIP CENNETTEN KOVULMANIN SUÇLUSUNUN HAVVA ANAMZ OLDUĞU ASLA YOKTUR AKSİNE İKİSİ BİRDEN SUÇLANMIŞTIR
AYET:( Araf- 19)’’ Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.’’
AYET:( Araf- 20)’’Şeytan, kendilerinden 'örtülüp gizlenen çirkin yerlerini' açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir."
AYET:(Araf -21) "Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim" diye yemin de etti.
AYET:( Araf- 22)’’ Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: "Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"
AYET:(Bakara-36)’’ Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı. Bunun üzerine: Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır, dedik.’’
Bu ayetlerde cennetten kovulmanın suçlusunun yalnız Hz. Havva olduğuna dair en ufak işaret veya ima var mı? Allah aşkına
Âdem aleyhisselam ve İblis kıssasının yer aldığı
Bakara, 2/34-39;
A’raf, 7/11-25
Tâhâ, 20/116-123. ayetlerde Şeytan’ın Âdem ve eşini (Havva) kandırdığı ve yasak ağaçtan yemelerini sağladığı anlatılmaktadır.
Bu ayetlerin hiçbirinde yasak ağaçtan ilk defa yiyenin kim olduğundan ve kimin kimi teşvik edip aldattığından bahsedilmemektedir.
Aksine, Şeytan’ın her ikisini de aldattığından ve her ikisinin de yasak ağaçtan yediğinden bahsedilmektedir.
Sayın okurlarım tahrif edilmiş Tevratta ve İncilde geçen şu ifadeler ne yazık hadisi şerif diye bize yutturulmuştur.
AŞAĞIDA GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ HAVVA ANAMIZI SUÇLAYAN TAHRİF EDİLMİŞ İNCİL VE TEVRATTIR
İNCİL:"Çünkü önce Adem, sonra Havva yaratıldı; aldatılan da Adem değildi, kadın aldatılıp suç işledi. "-Timoteos 2:13-14 (incil)
TEVRAT:Tevrat’ın Yaratılış (Tekvîn- 3).’’Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi.’’
Tevrat’a göre kır hayvanlarının en hilekârı olan yılan, Aden’deki bahçede (cennet) yaşamakta olan Havva’ya yaklaşmış.
TEVRAT: Tekvin, 3/1-6) ‘Allah bilir ki ondan yediğiniz gün, o vakit gözleriniz açılacak, iyiyi ve kötüyü bilerek Allah gibi olacaksınız’ diyerek onu yasak ağacın meyvesinden yemeğe ikna etmiş, daha sonra Havva yasak meyveden Âdem’e de yedirmiştir.
ŞİMDİDE BU KONUDAKİ HADİSLERDEN BİRİNE BAKALIM
HADİS: Rasulullah (sav) buyurdular ki: " Eğer Havva olmasaydı, kadınlar kocalarına hiçbir zaman ihanet etmezdi."
(Buhari, Enbiya;1, Müslim, Radâ 62-1470)
NE KADAR BENZİYOR TAHRİF EDİLMİŞ TEVRATTAN VE İNCİLDEN ALINTI YAPILDIĞI BELLİ DEĞİL Mİ?
HZ. ADEM’İN (A.S.) DÜNYAYA GÖNDERİLMESİNİN HİKMETLERİ
Cenâb-ı Hak, insan neslinin atası olan Âdem -aleyhisselâm-’ı mahlûkâtın en mükerremi kılarak cennette yaratmıştır.
Ancak yasaklanan ağaca yaklaşması neticesinde aslî vatanı olan cennetten çıkarılıp bir imtihan âlemi olan dünyaya gönderilmiştir. Bunun bâzı hikmetleri şöyle sıralanabilir:
1. Âdem -aleyhisselâm- ve Havvâ vâlidemizden teselsül edecek olan insan zürriyetinin yeryüzünde hayat sürmeleri murâd edilmiştir.
2. İçinde yaratıldıkları cennet nîmetlerinin kıymetini bilip tekrar o nîmetlere kavuşma ümîdiyle bir imtihan yeri olan dünyada sâlih amellere koşmaları istenmiştir.
3. Âdem -aleyhisselâm-’ın zürriyeti içinde cennete lâyık olmayıp cehenneme müstahak olan kimselerin bulunması ve bunların sâlihlerden tefrîk edilmesi istenmiştir.
4. İnsanın Allâh’ın irâdesini ve ahkâmını yeryüzünde tatbîk ve orayı îmarla mükellef bir halîfe kılınması murâd edilmiştir.
5. Mâhiyetini insan aklının çözemeyeceği bir kader sırrıdır.
HZ. ADEM VE HAVVA (A.S.) NASIL AFFEDİLDİ?
Şeytanın iğvâsıyla Cenâb-ı Hakk’ın emrine muhâlefet eden Âdem -aleyhisselâm- ile Havvâ vâlidemiz, cennetten çıkarılıp dünyâya gönderildiler.
HARETİ ADEM MELEKLER TARAFINDAN HİNDİSTANIN GÜNEYİNDEKİ SEYLAN ADASINA HAVVA ANAMIZ KIZILDENİZ KENARINDA Kİ CİDDE ŞEHRİNİN OLDUĞU YERE İNDİ
Hazret-i Âdem, melekler tarafından Hindistan’ın güneyindeki Seylan Adası’na, Havvâ vâlidemiz ise, Kızıldeniz kenarındaki Cidde şehrinin bulunduğu yere indirilmişti.
Bu yüzden uzun bir müddet birbirlerinden ayrı kaldılar. Âdem -aleyhisselâm- ile Havvâ vâlidemiz tevbe ve istiğfâra devâm ettiler. Lâkin bir türlü affa nâil olamıyorlardı. Nihâyet:
ADEM VE HAVVA EY RABBİMİZ BİZ KENDİMİZE ZULMETTİK EĞER BİZİ BAĞIŞLAMAZ VE ACIMAZSAN MUTLAKA ZİYAN EDENLERDEN OLURUZ
AYET: (el-A’râf, 23) “…Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, mutlakâ ziyân edenlerden oluruz.” diye duâ ettiler.
Ayrıca rivâyete göre Fahr-i Kâinât Efendimiz’le tevessülde bulundular.
Neticede Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in rûhâniyetine sığınarak O’nun bereketiyle ilâhî affa mazhar oldular. Hadîs-i şerîfte bu husus şöyle anlatılmaktadır:
HADİS: “Âdem -aleyhisselâm- cennetten çıkarılmasına sebep olan zelleyi işlediğinde, hatâsını anlayıp:
HADİS: «–Yâ Rabbî! Muhammed hakkı için Sen’den beni bağışlamanı istiyorum.» dedi. Allâh Teâlâ:
HADİS: «–Ey Âdem! Henüz yaratmadığım hâlde Muhammed’i sen nereden bildin?» buyurdu.
Âdem -aleyhisselâm-:
HADİS: «–Yâ Rabbî! Sen beni yaratıp bana rûhundan üflediğinde başımı kaldırdım, arşın sütunları üzerinde “Lâ ilâhe illâllâh, Muhammedü’r-Rasûlullâh” cümlesinin yazılı olduğunu gördüm.
Bildim ki Sen, zâtının ismine ancak yaratılmışların en sevimlisini izâfe edersin!» dedi.
Bunun üzerine Allâh Teâlâ:
HADİS: «–Doğru söyledin ey Âdem! Hakîkaten O, Ben’im için mahlûkâtın en sevimlisidir. O’nun hakkı için Bana duâ et. (Mâdem ki duâ ettin,) Ben de seni bağışladım. Şâyet Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım!» buyurdu.” (Hâkim, Müstedrek, II, 672)
Âdem -aleyhisselâm-, Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ind-i ilâhîdeki şeref ve îtibârını hatırlayarak, nihâyet Cenâb-ı Hak’tan,
O’nun yüzüsuyu hürmetine affını taleb edince, bu taleb kabûl edilmiş ve Allâh Teâlâ, kendisine Mekke istikâmetinde yol göstermek üzere bir meleği memur kılmıştır.
HACILARIN AREFE GÜNÜ ARAFATA ÇIKMALARININ SEBEBİ ADEM İLE HAVVANN BULUŞTUĞU YER VE SAAT OLMASINDANDIR
Bu duâ bereketiyle Cidde’de yaşamakta olan Havvâ vâlidemiz de, diğer bir melek rehberliğinde Âdem -aleyhisselâm-’a doğru yola çıkarılmış ve Zilhicce’nin dokuzunda AREFE günü İKİNDİ vakti ARAFAT’ta buluşmuşlar,
gözyaşları içinde tekrar Rablerine istiğfâr etmişlerdir.
Hazret-i Âdem ile Hazret-i Havvâ’nın birbirlerine olan muhabbet ve meclûbiyetleri, Havvâ’nın farklı bir cinsten değil, Hazret-i Âdem’den yaratılmış olmasından kaynaklanmaktadır.
İhsân ve keremi sonsuz olan Cenâb-ı Hak, onların duâlarını kabûl ettiği gibi, onların neslinden olup kıyâmete kadar her sene aynı gün ve saatte oraya gelip af talep edenleri de bağışlama lutfunda bulunmuştur.
Hacıların arefe günü Arafat’a çıkıp istiğfâr etmelerinin hikmeti, işte budur.
HZ. ADEM (A.S.) KAÇ SENE YAŞADI? - Hz. Adem (a.s.) Ne Zaman Vefat Etti?
Hazret-i Âdem -aleyhisselâm- Cuma günü vefât etmiş, melekler gelip onu yıkamış, kefenlemiş ve sonra da defnetmişlerdir. 930 veya bin sene yaşadığı rivâyet edilir.
HZ. ADEM (A.S.) KISSASINDAN ÇIKARILACAK DERSLER
Hz. Âdem’in -aleyhisselâm- kıssasından alınacak ibretler:
1. İnsanı sürekli kötülüğe teşvik eden ve onun apaçık düşmanı olan şeytanın hîlelerine karşı çok dikkatli ve uyanık olunmalıdır.
2. İnsanı ebedî hüsrâna sevkedecek olan kibir, haset, hırs, acelecilik gibi mezmum sıfatlardan kurtulmak için nefs tezkiyesi ve kalb tasfiyesine ehemmiyet verilmelidir.
3. Bir günah işlendiğinde Âdem -aleyhisselâm-’ın yaptığı gibi hemen istiğfâr edilmelidir.
4. Hiçbir hatâmız olmasa dahî Allâh’ın nîmetlerine karşı lâyıkıyla şükredemeyeceğimizden, bu acziyetimizi îtirafla istiğfâra yönelmeliyiz.
5. Hazret-i Âdem -aleyhisselâm- ile Hazret-i Havvâ vâlidemizin yasak ağaca yaklaşması hâdisesinden ortaya çıkan neticeye göre, kulların günah işlemesinden sonra kaybolan rûhâniyetleri onların istiğfâr etmeleriyle tekrar geri verilmektedir.
6. Hazret-i Âdem gibi duâlarımızda dâimâ Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’le tevessül etmeli, rahat ve sıkıntılı her ânımızda onu dilimizden düşürmemeli, kalbimizden çıkarmamalıyız.
7. Hâbil gibi, rûh-i sultânîyi nefsânî hayâta gâlip kılarak ahsen-i takvîm sırrına kavuşmaya çalışmalıyız.
8. Hayra vesîle olanların, kendisinden sonra gelip aynı hayrı işleyenlerin ecrinden hisse alacağı, buna mukâbil, şerre sebep olanların da, kendilerinden sonra aynı şerri irtikâb edenlerin suçlarından bir vebâl yükleneceği hakîkati hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır. Nitekim Hâbil hayırda, Kâbil şerde çığır açmıştır.
9. İnsan, mükerrem yaratılmış ve onun varlıkların en üstünü olduğu bildirilmiştir.
HZ. ADEM’İN (A.S.) ÖZELLİKLERİ
Netîce olarak Hazret-i Âdem;
İlk olarak cennet ve dünyâ hayatını yaşayandı.
İlk örtünendi.
İlk unutandı.
İlk hatâ yapandı.
İlk tevbe edendi.
İlk peygamberdi. (Kendisine 10 sahîfe indirilmiştir.)
İlk tevhîd mücâdelesi verendi.
İlk evlâd acısını duyandı.
İlk selâmlaşandı.
İlk defa toprağı işleyendi.
Hâsılı o ilk insandı.
HZ. ZÜLKİFL(AS)IN HAYATI
https://www.facebook.com/hzzulkiflinhayati/
HZ. ZÜLKİFL(AS)IN HAYATI
Benî İsrâîl peygamberidir. Elyesa’ -aleyhisselâm-’ın amcasının oğludur.
Rivâyetlere göre, ismi Bişr olup Zülkifl lakâbıdır. Bu lakab, kendisine Elyesa’ -aleyhisselâm-’dan sonra, dînin emirlerini İsrâîloğulları’na bildirmeye kefîl olup, bir de zamanındaki peygamberlerin amellerini işleyip kat-kat sevâba nâil olduğu için verilmiştir. Nitekim Arapça’da “zü” sâhip, “kifl” de kefâlet (kefillik), nasîb, kısmet, kat (misil) gibi mânâlara gelir. Bu lakap ile, dünyevî zenginlik ve kısmetler değil, üstün kişilik husûsiyetleri ve âhiretteki yüksek dereceler kastedilmektedir.
PEYGAMBER VARİSİ ADAY BİR GENÇ "ZÜLKİFL PEYGAMBER"
İbn-i Abbâs -radıyallâhu anh-’tan şöyle bir rivâyet vardır:
“Allâh Teâlâ, İsrâîloğulları peygamberlerinden birine, lutfetmiş olduğu nübüvvetin yanında bir de mülk ve saltanat verdi. Bu peygamberin vefâtı yaklaştığında, O’na rûhunu kabzedeceğini vahiyle bildirdi:
«Mülkümü, İsrâîloğulları’ndan geceleri sabaha kadar namaz kılan, gündüzleri oruç tutan ve insanlar arasında kızmadan hükmedecek birine ver!» buyurdu.
Bu peygamber, kendisine verilen emri, İsrâîloğulları’na bildirdi. Aralarından bir genç kalkıp:
«–Bu işe ben kefil olurum! Bu vazîfeyi üstlenirim!» dedi.
Peygamber o gence
«–Bu kavmin içinde senden daha büyükleri var; sen otur!» dedi.
Sonra ikinci defa aynı teklifi yaptı, yine o genç:
«–Ben kefil olurum.» dedi. Üçüncü defa aynı teklif tekrarlanınca, cevap veren, yine o genç oldu. Bunun üzerine teklifi yapan peygamber, yerine onu kefil bırakıp mülkünü ona verdi. Bu genç, Bişr idi.”
Şeytan, bu gence hased etti. Gencin üstlendiği vazîfeyi gerçekleştirememesi için çeşitli hîleler yaptı. Fakat o, iblîs’in vesveselerine meyletmeyerek, yüklendiği emâneti lâyıkıyla taşıdı. Gayreti eksiksizdi. Bu sebeple kendisine “Zülkifl” denildi.
Allah’ın kitabı ve mukaddes Kur’anı Kerim’de ismi geçen peygamberlerden biride şüphesiz Hz Zülküf aleyhisselamdır. Hz Zülkifl hayatı kaçımız okuduk veya Hz Zülkifl peygamber hakkında ne kadar bir bilgiye sahibiz. Hiç okudunuz mu? Hz Zülkifl kısaca‘da olsa hayatını. Peygamberliği kesin olarak belli olmayıp, Zülkifl’in peygamber olmadığını söyleyenler olmuşsa da, İslam bilginlerinin çoğunluğuna göre peygamberdir ve geçerli olan görüş de budur. Âyette geçen “Zülkifl” adi değil lakabıdır ve “nasip ve kısmet sahibi” anlamına gelir. Fakat burada dünyevi zenginliği değil, onun üstün kişiliğini ve âhiretteki derecesini kastetmek için kullanılmıştır. Asıl ismi Bişr olup, lakâbı Zülkifl’dir. Âlimlerin bir kısmi da onun Eyyub (a.s)’in kendisinden sonra peygamber olan Bişr adındaki oğlu olduğunu söylemişlerdir. Fakat bu görüşlerin hiç biri kesinlik derecesine sahip degildir. Onun gerçek adi hakkında çok farklı rivayetler vardır. Kur’ân’da iki yerde kendisinden bahsedilmektedir. Kur’an’da Eyyub’un kıssası anlatıldıktan sonra, peygamberlerden bazıları anılır ve onlar övülür. Bu peygamberden biri de, Zülkifl’dir.
Taberi’de yer alan bir rivayete göre Zülkifl Şam’da otururdu. Oradaki halkı Allah’a inanmaya, O’na ibadet etmeye ve dürüst bir şekilde yaşamaya çağırdı ve orada yaşamını yitirdi
Kur’an’da Enbiyâ ve Sâd Surelerinde kendisinden bahsedilmektedir: وَإِسْمَاعِيلَ وَإِدْرِيسَ وَذَا الْكِفْلِ كُلٌّ مِّنَ الصَّابِرِينَ وَأَدْخَلْنَاهُمْ فِي رَحْمَتِنَا إِنَّهُم مِّنَ الصَّالِحِينَ “Ve Hz. İsmail ve Hz. İdris ve Hz. Zülkifli; hepsi sabredenlerdendir.Onları da rahmetimizin içine soktuk. Şüphesiz onlar salih kimselerdendi.(Enbiya, 85 ve 86).
(Sad, 38/45, 46, 47, 48).”Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim’i, İshâk’ı ve Yâkub’u da an. Biz onları ahiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip, kendimize halis (kul) yaptık. Onlar bizim yanımızda seçkinlerden, hayırlılardandır. İsmâil’i, Elyesâ’i, Zülkifl’i de an. Hepsi de iyilerdendir”
Allah’ın İsrâiloğulları’na gönderdiği peygamberlerden Elyesâ’nın eceli gelip vefâtı yaklaşınca; Allah, rûhunu kabzedeceğini vahiyle bildirdi ve ’Mülkünü, İsrâiloğulları’ndan gece sabaha kadar ibâdet eden, namaz kılan, gündüzleri oruç tutan ve insanlar arasında kızmadan hükmedecek birine ver.’ buyurdu. Bu peygamber, kendisine verilen emri İsrâiloğulları’na bildirdi. Aralarından bir genç kalkıp: ’Bu işe ben kefil olurum, üzerime alırım.’ dedi. Peygamber, o gence; ’Bu kavmin içinde senden daha büyükleri var, sen otur.’ dedi. Sonra 2. kez aynı teklifi yaptı. O genç, yine ’Kefil olurum.’ dedi. Üçünce kez aynı teklif tekrarlanınca cevap veren, yine o genç oldu. Bunun üzerine Elyesâ, onun yerine halife bıraktı. Bu genç, Bişr idi. Bu yüzden de o gence “Zülkifl” lakâbı verildi.
Bu genç, aldığı görevi eksiksiz olarak yerine getirmek için çalışırken İblis (Şeytan) onu kıskandı ve bu görevi yaptırmamak için çeşitli hilelere baş vurdu. Fakat bu genç İblisin hilelerine aldanmadan aldığı görevi eksiksiz yerine getirdi. Bu hâlinde dolayı Allah’a şükür etti.
Hz. Zülkifl, geceleri uyutmayı garanti etmesi nedeniyle, gündüzleri kaylûle (Güneş’in tepede olduğu zamanda, öğleyle ikindi arasında) bir miktar uyurdu. İblis, kendi yardımcılarını ona gönderir, onu yoldan çıkarmaya ve verdiği sözden döndürmeye gayret eder; fakat başarılı olamazdı (başaramazdı). yardımcılar, âciz kaldığı zaman bizzat kendisi geldi. Gündüz uykusuna yatmak üzereyken kapısını çaldı. “Kim o?..” İblis; “Hakkı çiğnenen mazlûm bir ihtiyar.” Hz. Zülkifl, kapıyı açtı ve “Derdin nedir?” dedi. İblis; “Kavmimle aramızda bir anlaşmazlığımız var. Onlar, bana zulmettiler. Şunları şunları yaptılar…” diyerek uzun uzadıya bir şeyler anlattı. Uyku vakti geçmiş, Hz. Zülkifl’in uykusu dağılmıştı. İblis’e; “Ben, hüküm vermek üzere olduğum zaman gelir, beni bulursun.” dedi.
Adam (İblis), ertesi gün muhakeme zamanında gelmedi. Yine keylûle zamanı, tam yatacağı sırada geldi ve kapıyı çaldı. Zülkifl, sordu; “Neden o zaman gelmedin?” İblis, cevap verdi: “O zaman gelsem, onla senden korkuyor ve hakkını vereceğiz diyorlar. Senden ayrılınca da bana cefa ediyorlar.” Zülkifl; “Sen, yarın muhakeme zamanı gel.”
Adam (İblis), yine gelmedi. Fakat Zülkifl de iyiden iyiye uykusuz kalmıştı. Adamlarına kimsenin kendisini rahatsız etmemesini tembih ettikten sonra yerine yattı. İhtiyar, tekrar geldiyse de içeri bırakmadılar. Bu defa melûn, doğrudan içeri girdi ve gürültü çıkardı. Zülkifl, başını kaldırdı, yine oydu. Kapı, hâlâ kilitlediği gibi durmaktaydı. Bu defa onun Şeytan olduğunu anladı. “Sen, Allah’ın düşmanı İblis misin?” dedi. “Evet, beni her zamanki gibi âciz bırakmıştın. En son bu yola başvurdum. Belki kızdırabilirim dedim; fakat başarılı olamadım.”
Yukarıdaki rivayetlerde hüküm verirken kızmama prensibi pek hoş, pek güzel bir şey ise de geceleri hiç uyumamak ve gündüzleri oruç tutmak, İslam dininin getirdiği ölçüler içinde düşünülürse, hoş bir şey değildir. Gerçekten de Hz. Muhammed’in en çok birgün oruç tutmak ve birgün tutmamaya izin verdiğini ve buna “Savm-ı Dâvûd” (Davut Peygamber’in orucu denildiğini, bunun ötesinde meşrû bir oruç bulunmadığını biliyoruz. Fakat Hz. Zülkifl’in Kurân’da peygamberlerin sırasında zikredilmiş olması göz önünde tutulursa, onun peygamber olduğu hakkında şüphe ve tereddüt kalmaz.
Allah, Zülkifl’e peygamberlik görevi verdi. Zülkifl, Musa’nın dininin emir ve yasaklarını insanlara bildirdi. Tevrât’ı okuyup hükümlerini yerine getirdi. Tebliğ görevini hakkıyla yerine getirdikten sonra Şam beldelerinden birinde yaşamını yitirdi.
Taberî’de yer alan bir rivayete göre Zülkifl, Şam’da otururdu. Oradaki halkı Allah’a inanmaya, O’na ibadet etmeye ve dürüst bir şekilde yaşamaya çağırdı ve orada yaşamını yitirdi.
Zülkifl da, Musa’nın yasasıyla amel etmiş, insanlara Tevrât’ın emir ve yasaklarını bildirmiştir.
KUR'AN O'NDAN NASIL BAHSEDİYOR?
Hazret-i Zülkifl hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de iki âyet-i kerîme vardır:
وَاذْكُرْ إِسْمَاعِيلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِ وَكُلٌّ مِنْ اْلأَخْيَارِ
“(Ey Rasûlüm!) İsmâîl’i, Elyesa’yı, Zülkifl’i de hatırla! Hepsi de en hayırlı kimselerden idi.” (Sâd, 48)
وَإِسْمَاعِيلَ وَإِدْرِيسَ وَذَا الْكِفْلِ كُلٌّ مِنَ الصَّابِرِينَ . وَأَدْخَلْنَاهُمْ فِي رَحْمَتِنَا إِنَّهُمْ مِنَ الصَّالِحِينَ
“İsmâîl, İdrîs ve Zülkifl hakkında anlattığımızı da hatırla! Onların her biri sabredenlerdendi. Onları rahmetimize kattık. Doğrusu onlar sâlihlerdendi.” (el-Enbiyâ, 85-86)
Zülkifl -aleyhisselâm- da, Mûsâ -aleyhisselâm-’ın şerîati ile amel etmiş, insanlara Tevrât’ın emir ve yasaklarını bildirmişti.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)









